Zira reklamlar bitmek üzere!…

Sevgili Günlük,

Kızım orta okullu oldu. Sınıfları yapılan sınavdan aldıkları not ve ilkokul mezuniyet notu dikkate alınarak, okulun beyanı üzerine objektif (!) bir biçimde belirlendi.

Hatırlıyorum.

Kızımız ilkokula başladığında sınıf seçimleri ile ilgili pek çok alavare dalavare dönmüş, muhafazakarlığı ile övünen insanlar popüler öğretmenlerin sınıflarında çocuklarını okutabilmek için müdüre (çok az bir kısmı da okula) bağışta bulunmuştu.

Kul Hakkı mı?

Yok bu sayılmaz!

Çocuğum iyi okulda okusun da devlete, millete hayırlı olsun!…

Eğitim hayatına ana-babasının hırsı ile popüler (iyi, nitelikli, entelektüel, saygılı olup olmaması dikkate alınmaksızın popüler) öğretmenlerin sınıflarına yerleştirilmek üzere nüfuzunu, makamını, mevkisini, parasını kullanarak kul hakkı ile eğitim hayatına başlatılan çocuklar devlete, millete hayırlı olsun!…

Hakkaten olabiliyorlarsa olsunlar diyeceğim de…

Dilim varmıyor!

Çocuğumun sınıfı, şubesi okulun belirlediği objektif (!) kriterlere göre belirlendiğinde bir velinin şu ifadesi tüylerimi diken diken etti;

Çok şükür bizim sınıfta Suriyeli yok!…

Biz ne zaman kaybettik insanlığımızı…

Dilimin ucuna kadar geldi de Mevlâna Dedem ile Akif Dedemin nasihatları aklıma geliverdiği için sustum…

Burada zikredeyim de içimde kalmasın…

Şimdi, çocuğunu aynı sınıfta okutmamak için dua ettiğin insanlar, senin de emanetçi olduğun bu topraklarda misafir. Ve sen en az senin kadar varlıklı, en az senin kadar eğitimli insanları misafir ettiğinde evine, aman bir eksik kalmasın da laf olmasın derdindesin ya…

Bizim dinimiz için durum böyle değil.  

En azından ‘inananlar’ için referans oluşturması amacıyla paylaşmak isterim ki, misafir bizim dinimize göre, emanettir ve kutsaldır. Hem de misafirin dili, dini, ırkı ayırdedilmeksizin…

Ve şu bir gerçek ki sen şimdi aynı sınıfı, aynı sokağı, aynı kafeyi (geçtim ekmeğini, odununu, kömürünü paylaşmayı) paylaşmaz isen, eğitim hayatına dahil olmalarını, entegre olmalarını önemsemez isen, o gözünden sakındığın çocuklar için nasıl bir ortam bırakmış olacaksın, biliyor musun, farkında mısın!…

İstatistikler diyor ki, geriye dönme oranı %17.

Bu da en iyimser tahminlere göre!…

Türkiye’de, toplamda yaklaşık 7 milyon misafirimiz var. Çok daha iyimser düşünerek geri dönme oranını daha yüksek, %30 olarak hesaplayalım. Bu durumda bile yaklaşık 4.9 milyon kişi bundan sonra bizimle birlikte yaşamaya devam edecekler.

Bunları okulda istemiyoruz, çünkü çocuklarımızın ahlâkı bozulur!…

Zira okula son model araba ile bırakılan, cebinde binlerce liralık cep telefonu olan, küfrederek konuşan eş-dost-akraba çocukları, bizim çocuklarımız için çok daha iyi akran, arkadaş ve örnek oluşturuyor!…

Vatansız bırakılmış, çekinik, ötekileştirilmiş, bomba sesleri ile şekillenmeye başladıkları yaşamdan medet umarak sığındıkları bu ülkenin ‘vatansever’ ve ‘muhafazakâr’ insanları onları, komşu vatanın çocuklarını, kendi çocuklarını korumak adına ötekileştiriyor ve istemiyor…

Daha anlaşılabilir olması için şöyle bir örnek vereyim.

İşten geldiniz. Hanım ve çocuklar dört başı mamur bir sofrada sizi bekliyorlar. Çeşit çeşit yemekleri bir güzel mideye indirdiniz. Hatta bir kısmını beğenmeyerek burun kıvırdınız. Önce şöyle bol köpüklü bir Türk kahvesiyle, sonra da tavşan kanı bir çay ile dizilerdeki şaşaalı yaşantıları ağzınızın suyu akarak izlemeye başlamıştınız ki…

O da ne?!

Çığlıklar, gürültüler, haykırışalar apartmanı ele geçiriverdi.

Üst kattaki komuşunuz, hani şu son model jipi olan, her yıl iki defa yurt dışına tatile giden nazik, eğitimli, bilgili, kültürlü komşunuz karısını dövüyor. Kadının çığlıkları hatta haykırışları sizi huzursuz ediyor. 

O anda kapı çalıyor.

Can hıraş bir şekilde kucağında çocuğu ile ağzı burnu kan içinde kapınıza gelen üst kat komşunuz, kocasının elinden kendini zor kurtarmış ve size sığınmış…

Ne yaparsınız diye sormayacağım elbette…

Cevap çok net!

….

Bittabi içeri almazsınız!

Zira o kadını eve alısanız karınızın/kocanızın, çocuğunuzun kötü etkilenmesi sözkonusu olabilir. Kötü örnek olur!

En iyisi mi siz çocuğunuzu, her ne pahasına olursa olsun, en iyi (?!) öğretmenlerin ve en zengin, en makam-mevki sahibi velilerin çocuklarının olduğu sınıfta okutabilmek için “Okulun (sizin) ihtiyaçları(nız) için üzerimize ne düşüyorsa hazırız Müdür Bey” konumuna geçin ve kendinize bir çay daha koyun.

Zira reklamlar bitmek üzere!…

Hadi iyi seyirler!…

* * *

Yok, Ben daha da dizi-mizi izlemem diyorsanız, buyrun bunu izleyin: İtiraz et, Hayâl kur, İlerle!

Reklamlar