Tatil aptallar için mutluluğu…

13 Ağustos 2017 / Kuşadası-Aydın / Türkiye

Kuşadası’nda, adı Türkçe olmayan bir otelde, anadili Türkçe olan ama her nedense sürekli anadiline Almancayı, Felemenkçeyi, Fransızcayı ilişitrerek konuşan insanların arasında denize karşı kahvaltı yapıyoruz.

Deniz çarşaf gibi.

Etrafta ‘mutlu’ (!) insanlar var!…

Çalışanlar hariç!
Onlar nasılsa görünmez insanlar…
Mutlu olmasalar da olur(!?)

Turizm sektöründeki çalışanların çok büyük bir kısmı mutsuz. Sadece bizi, yani mutluluğunu rezervasyon süresine sığdırmaya çalışan insanları, mutlu etmek ve o günün de öncekiler gibi bir an evvel bitmesi için dua ederek saate bakıyorlar. Konakladığımız oteldekiler daha da mutsuz. Çalışanlarla artan diyaloglarımdan anlıyorum ki, büyük bir yönetim zaafiyeti ve ücret politikalarındaki haksızlıklar sebebiyle sadece işini yapıp hak ettiklerinin çok altında kalan kazançlarını evlerine götürmek derdindeler…

Bir de bu işin müşteri boyutu var. Sahip olup olabileceği tek şeyle, “para” ile her şeyi satın alabileceğine, her türlü nobranlık hakkını elinde bulunduran zavallı insanlar, çalışanlara yetirdikleri güç ile varlıklarını ispatlıyorlar. 

* * *

Bir yerde okumuştum ama söz kime aitti hatırlamıyorum. “Tatil aptallar için mutluluğu on beş güne sığdırma çabasıdır” diyordu.

Ben bu sözü çok sevmişimdir hep ve bundan ilhamla ve tabii ki her fırsatta Instagram’ın “hikâye”sinde, WhatsApp’ın “durum”unda, orda burda, denize karşı uzatılmış, seksi ayak pozları ile “biz tatildeyiz” paylaşımlarına karşın, tatile henüz başlamışken şunları yazmıştım….

ttweet

Biz de kapitalist sistemin her kurbanı gibi mutluluğumuzu rezervasyon süresine sığdırmış, dünyada nelerin olup bittiğini umursamaz biçimde yiyip-içiyor, kitap okuyor, havuz ve deniz arasında mekik dokuyor, sosyal medya hesaplarımızdan her anın fotoğrafını çekip, aman da ne kadar mutluyuz, aman da ne kadar eğleniyoruz, siz de gelin, siz gidersiniz de biz (kusur) kalır mıyız, ahh bu yemekler bir harika bir dostum tadında zamanı heba ediyorduk.

Tabii sahile karşı, havuza karşı çok kültürlü, pek entellektüel olduğumuzu da ispatlarcasına okuduğumuz kitapların kapak fotoğraflarını paylaşıyor, gelen beğeni sayıları ile varolmaya devam ediyorduk.

Ayyy bu Sinem de benim ‘post‘larımı hiç ‘like‘ etmiyor. ‘Jealous‘ zira… cümleleri ile Kuşadası’nda, adı Türkçe olmayan bir otelde, anadilimiz Türkçe olduğu halde sürekli araya yabancı kelimeler iliştirerek ispatlıyorduk yabancı dil bildiğimizi.

@muratiryakioglu: I am @Kusadasi with my Family.
Deniz bir harika. Kitap da aynı bizim yaşadığımız ışıltıda…
Siz çalışın. Smiley-Smiley

* * *

İşte o anda bir rüzgâr çıktı.

Gittikçe güçlenen bir rüzgâr…

Deniz kenarında oturan, uzanan mutlu ve ‘sosyal medyatik’ insanlar hem dalgaların şiddetinden hem de rüzgârdan rahatsız olup  havuz başına, bahçeye dağıldılar. Çünkü hepsi erken uyarı sistemlerinden anlamışlardı ki birazdan dalgalar getirip “insanlığımızı kıyıya vuracaktı.”

O zaman gözlerimizi kapatmak zorunda kalacaktık ki gözlerimizi kapatırsak nasıl görecektik denizi, güzel hanımları, yakışıklı beyleri?!

Kapat gözlerini çocuğum, bunları görmeyelim, psikolojimiz bozulur. Hem neden terk etmişler ki vatanlarını, kalıp savaşsalardı ya… 

Gerçekten böyle düşünüyorsanız Hayata Destek Derneği’nin hazırladığı şu görsellere görsellere göz atın:  

Ya da bırakın bu günlüğü, okumayın!

Zira benim dinim insanları diline, dinine ve ırkına göre ayırmaz. Fatiha Suresi “Elhamdü lillâhi rabbil’alemin” ayeti ile başlar ki, bu ayet mealen “Rabbimizin âlemlerin Rabbi” olduğunu ifade eder. Türklerin, Kürtlerin, Çerkezlerin, Müslümanların, oruç tutanların, namaz kılanların, Galatasaraylıların, onların, bunların değil…

Alemlerin Rabbi ayırmaz ki bizi dilimize, dinimize, rengimize, saçımıza, sakalımıza göre…

21 Ekim 2016 / Kefaluka Otel-Akyarlar, Bodrum / Muğla-Türkiye

Türkiye Ekonomi Kurumu’nun (TEK) düzenlediği bir kongrede, yoksulluk odaklı çalışmamı sunmak üzere Türkiye’nin en pahalı tatil yörelerinden biri olan Bodrum’dayım. Bölgenin lüks tatil beldelerinden olan Akyarlar Bölgesi’nde, Kos manzaralı lüks bir otelde dinleyicilere yoksulluğu, afetleri, mültecileri anlattım. 

Çok inandırıcı idi(m)…

Zira konuyu anlatırken içtiğim kahvenin fincanı 20 liradan, suyun şisesi 7,5 liradan satılıyordu. Ve tam da o esnada yüzbinlerce kişinin temiz suya erişimi yoktu dünyada!..

Ve otelden birkaç yüz metre ötede yaklaşık 13 ay önce (5 yaşındaki abisi Galip ile birlikte) sahile vuran (3 yaşındaki) Aylan’ın adını içim acıyarak anmadan geçemedim. Benim için kongre çok daha anlamlı, çok daha acılı, çok daha düşünceli hale geldi.

Oldukça lüks bir otelde, vatansız insanların yoksullukları ve yoksunlukları ile ölümü göze alarak çıktıkları yolculuğun bir kırılma noktasında samimiyetimi(zi) bir kez daha sorguladım.

Ve Kos manzaralı odamdan, sahile, dalgara, denize her baktığımda aynı sebeplerle ölmüş ve (ne yazık ki) ölecek olan çocuklar adına Aylan’ın ve abisi Galip’in bana el salladığını gördüm. Tam olarak konforlu dertler açmazında iken, dalgalar sahile değil şımarık gönlüme tokat gibi vurmaya devam ediyordu ki daha fazla dayanamadım.

İşte o gün bu konuda yazacağım kitabın içeriğini şekillendiriverdim.

Okuyucuya itiraf: Daha açtığım bu günlüğün yazılarını bile doğru düzgün yazamazken bu kitabı nasıl bitireceğim acaba?!

02 Eylül 2015 / Fenerburnu Sahili-Bodrum / Muğla-Türkiye

Rüzgârın şiddetini arttırdığı dalgalarla birlikte kıyıya insanlık vuruyor!…

Aylan’ın fotoğraflarını çeken DHA muhabiri Nilüfer Demir ise“Sahile vuran üç yaşındaki Aylan Kurdi’nin cansız bedenini gördüğümde kanım dondu” dedi. Bu konudaki bir haber için bakınız: goo.gl/MeZRQk

İnsanlar (!) her ne kadar kapatsalar da gözlerini, kulaklarını bu görüntülere yıllardır bu ve benzeri pek çok görüntü, basına yansıyor yada yansımıyor ama sıklıkla tekrarlanıyor. Vatansız kalmış çocuklar, sahte can yelekleri satan katillere kurban veriyorla umutlarını, geleceklerini. 

Ailesi Aylan ve abisi Galip ile birlikte Bodrum’dan, Kos’a geçmeye çalışırlarken içinde buludukları tekne battı. Anne ve iki çocuk hayatlarını yitirdi. Çocukların cesetleri kıyıya vurduğunda dikkat çeken şey, çocukların üzerinde can yelekelerinin olmaması idi. Ailenin Öyküsünü merak edenler BBC’nin haberine bakabilir: goo.gl/jy2JCA

Babanın gözyaşları ise şurada: goo.gl/F5ebdF

15 Ağustos 2017 / Kuşadası-Aydın / Türkiye

Rüzgârın şiddetini arttırdığı dalgalarla birlikte kıyıya insanlık vuruyor!…

Benim içim acıyor…

Duru’ya bakıyorum…

Gözyaşlarım içime akıyor!

Biz ne zaman kaybettik hassasiyetlerimizi, ne zaman yitirdik garibanı gözetip kollayan gözlerimizi, bizim insanlığımız hangi dalga ile can verip kimbilir hangi sahile vurdu…

* * *

Aaaa Havuz Oyunları başlamış, ardından da köpük partisi varmış!…

Gel hadi kaçırmayalım…

Ya Aylan…

Ya Galip…

Ya diğerleri!..

Yaaaa….

Amaaaaa bizim yapabileceğimiz bir şey de yok zaten, hem napalım canım terk etmeselerdi ülkelerini, kalıp savaşsalardı…

 16 Ağustos 2017 / Kuşadası-Aydın / Türkiye

Aylan, Galip ve adınızı bilmediğim vatansız evlâtlar…

Siz huzur içinde uyuyun!.

Zira ben ne sizi ne de sizi bu hale getirenleri unutmayacağım!…

 

Reklamlar