Kitaplar (gerçekten) Pahalı mı?!

Afyon’da genç bir öğretmen, bir edebiyat öğretmeni, hayalini gerçekleştirdi ve bir edebiyat dergisi yayımlamaya başladı. İnternet üzerinden falan değil. Bildiğiniz basılı-kokulu bir dergi. Ve hatta 16. sayısına ulaştı bile. 

Memleketine olan vefa ile Afyon’un Şuhut ilçesinden yetişen bu öğretmen Şuhut’un eski adını koydu dergiye: Sinada  

0001.jpg

Sinada’yı Twitter ve Facebook üzerinden takip edebilir ve abone olarak bu amatör ruha destek olabilirsiniz.

Sinada için çok severek yazdığım bu yazıyı biraz derledim topladım, birkaç düzeltme yaptım ve sizinle paylaşıyorum. 

Kitaplar pahalı mı?

Hemen baştan belirtmekte fayda var ki bu yazı, ‘okurları’ ilgilendiren bir konuya odaklanıyor. Eğer okuma alanınız dergi ve benzeri süreli yayınlarla, gazetelerle sınırlı ise, kitaplara zaman ve bütçe ayırmıyorsanız, kitaplar dünyanızda belli bir yer kaplamıyorsa, daha eğlenceli, daha ilgi çekici olabilecek diğer sayfalarında dolaşmaya devam edebilirsiniz. Ya da sosyal medyanın büyülü (!) dünyasına geri dönebilirsiniz. Buradaki mevzu ne internetin, sosyal medyanın ortaya çıkarttığı (anti)sosyal popülerler ne de teknolojik bağımlılık. Ama buna da başka bir(kaç) yazıda değinmek üzere bir hazırlığım olduğunu not edeyim. Aslına bakarsanız okuma alışkanlığı, kitaplar ve ilgili mevzuları tartışırken dolaylı olarak bu mevzuya dokunsak da, odak noktamız bu değil.

                – Bu aralar ne okuyorsun?

Bu soruyu insanlar arasındaki diyaloglarda neredeyse hiç duymuyoruz.

Zira çok az diyalog kuruyoruz. 

Farkında mısınız?…

Belki çokça ve eskiye göre daha rahatça iletişim kurup bir araya geliyoruz, ama birbirimizi dinlemiyoruz. Zira kendimiz için önemli olduğunu ve karşımızdakinin de bilmesini hatta fikirlerini paylaşmasını istediğimiz bir konuyu anlatırken karşımızdaki insan(lar) ekranların büyülü dünyasına çoktan dalmış oluyorlar. Aynı şekilde biz de karşımızdaki insanı, dertlerini, heyecanlarını sosyal medyanın antisosyal popülerlerinin iletilerini favorilerimize ekleye ekleye dinliyoruz.

Gençlerin deyimiyle “favlıyoruz” (bu da kulağıma hep havlamak gibi geliyor ve gayri ihtiyari bir Estağfirullah! çekiyorum içimden), “like ediyoruz” ve her birbirimizden ayrılışımızda “bay bay“laşıyoruz…

Anlayacağınız, Oktay Sinanoğlu’nun kitaplaştırdığı serzenişleri ile Bye Bye Türkçe

Karekodu da burada!..bye bye Türkçe

Bu mevzu çok derin, çok çetrefilli ve bir o kadar da sancılı bir konu benim için. Belki başka bir yazıda paylaşırız!

Diğer bir boyut hız…

Hepimiz çok hızlıyız. Hızlı arabalar alıyor, bir şehirden diğerine ne kadar kısa sürede gittiğimizi büyük bir heyecanla anlatıyoruz. En hızlı bilgisayarları kullanıp, en çok işlemci hızına sahip cep telefonlarına sahip olmak konusunda üzerimize kimseyi tanımıyoruz. Hızlı yiyor, hızlı seviyor, hızlı sevişiyor, çok hızlı yaşıyoruz. Hızla kalkıyoruz yataktan, hızla işe gidip bir telaş çıkıyoruz işten…

Çok hızlı tüketiyor, aynı hızla da tükeniyoruz.

Aslında bu iki boyut birbiri ile çok yakından ilişkili, hatta birbirinin içine girmiş de diyebiliriz. Girift bir yapı…

Yüksek hızla hayatımıza dahil olan yüksek hızlı cihazlar bize hızlı tüketimi, çok da hızlı bir biçimde öğretti. İçerikleri, haberleri ve daha pek çok şeyi hızla tüketiyoruz.

Türkçe yayımlanmış ve Kemal Sayar’ın önemli eseri “Yavaşla: Bu Dünyadan Bir Kez Geçeceksin” (Şu aralar yeni baskısı yok, eskisi Timaş Yayınları’ndan çıkmıştı. Kemal Sayar’ın kitapları artık Kapı Yayınevi tarafından yayımlanıyor) çok öğretici bir çalışma hız tutkunları için. Ve bu kitapta bilhassa altını çizdiğim satırlar arasında en azından şunları paylaşabilirim:

“…Çok hızlı giderseniz içinizde olup bitenleri özümseyecek ve onu kendi duyarlılığımızın bir parçası kılacak kadar vaktimiz olmaz. Güzellik ancak onu durup temaşa edecek zamanınız varsa size bir şey söyler. Günümüzde görmenin yerini bakmak, hatta bakmanın yerini göz atmak alıyor. Şeyler, ancak iki göz atış arasındaki süre boyunca ilgimizi çekebiliyor…”

“…Hız uyuşturuyor. Artık her yerde ve hiçbir yerdeyiz. Aslında bütün varlığımızla bir yerde değiliz, bir parça orada ve buradayız. Anlaşmak için zaman gerekir, zaman ve mekân. Konuşmanın yanında susmak da gerekir, birbirinin söylediğine dikkat kesilebilmek, kalbini dostunun kalbine yaklaştırmak gerekir…”

Hız ve belki de hızın bir sonucu oraya çıkan iletişim içindeki iletişimsizlik insanın kısacık yaşamını daraltıyor, sığlaştırıyor, hızlandırıyor ve bir o kadar da yok ediyor.

Konuşamıyor, dinleyemiyor ve paylaşamıyorsak ne diyalogu kuracağız. Belki de çok kötümser bir yaklaşım ama bu kurulamayan diyaloglara bir de kitapları mı konu edeceğiz?

Bu aralar ne okuyorsun?

– Bu aralar okumuyorum…

– Bu aralar okuyamıyorum…

– Vakit mi kalıyor okumaya…

Okuyacağım okumasına da kitaplar çok pahalı…

Peki Kitaplar gerçekten pahalı mı?

Zaman zaman mevzu ne okuduğumuz, neleri okumamız gerektiği konularına odaklansa da kitapların pahalı olduğu konusu da gündeme geliyor.

Bu sorunun cevabı için George Orwell’ın Sel Yayıncılık tarafından yayımlanan “Sigaralar ve Kitaplar” isimli kitabı genel bir çerçeve çizebilir. Hemen not etmek gerekir ki Sigaralar ve Kitaplar on iki liralık bir etikete sahipse de internet üzerinden kitap satın alabildiğimiz pek çok sitede 7 ilâ 7,50 arasında değişen bir fiyata sahip.  Sigara içmediğim için bilmiyorum ama sanırım hemen hemen bir paket sigara fiyatına eşdeğer…

WhatsApp Image 2017-07-21 at 13.39.21

Üzerinde bir de Murat Menteş‘in de (diğer konuklar bir yayıncı ile bir sahaf idi) konuk olduğu ve aslında odak noktasını tam da “kitapların pahalı olup olmadığı” sorusunun oluşturduğu programı izlerseniz bu konuya ilişkin genel bir kanaat edinmiş olursunuz. diyecektim ki fark ettim video artık yok.

2014032716544816372

Kuş olmuş, uçmuş!

Zira bu yazının ilk versiyonunu  kaleme aldığım dönemde video yayında idi ve hakikaten tam da buraya “cuk” diye otuyordu. Tabir-i caizse “cilayı çekmiş olacaktınız…”

Bir okur için kitaba ulaşmanın yollarına ilişkin ipuçlarının da konuşulduğu, ama şu an ulaşılamayan programın da verdiği ilhamla şu satırları not etmiştim: 

İlk evvelâ sahaflar…

Gerçek bir sahaf, herhalde okur için vazgeçilmez. İyi bir okur, yavaş yaşamayı başardığı için sahaflara ve sahafiyeye özel bir önem verir, sahaflarda uzun uzun zaman geçirir ve bir avcı misali kondisyonu iyi olan kitapları arar. 

Ve illâ ki aradığını bulur…

En azından üç büyük şehirde, bildiğim ve mümkün oldukça ziyaret ettiğim 8-10 tane sahaf var ki, bu büyülü mekânlar size çok büyük bir dünyanın kapsını arayabilir. Bunun için zaman ayırmak gerekiyor, belki de bir parça yavaşlamak…

İkinci el kitapçılar…

İkinci el kitapçılar, görece daha fazla, daha rahat bulunan mekânlar olarak daha çok sınav kitaplarına, test kitaplarına ve güncel, çok okunan kitaplara odaklanmış durumda. Bu sebeple her okurun ihtiyacını ya çok az düzeyde karşılar ya da karşılayamaz, kanaatimce. Ancak yine belli aralıklarla uğramakta ve belki de elindeki hazinenin kıymetini bilemeyen birileri tarafından bırakılan yeni dünyalara dalmak için sürprizler sunabilir.

İnternet üzerinden satış yapan kitapçılar ve hatta internet sahafları…

İçinde bulunduğum şartlar itibariyle ilk tercihim.

En büyük handikap, yeni çıkan ya da ilk kez karşılaştığınız kitapları inceleyemiyor, arka kapaklarını –genellikle– okuyamıyor olmanız. Nadiren de olsa sizi hayal kırıklığına uğratacak bir kitapla karşılaşma riski var. Eğer, sahafiyede olduğu gibi iyi bir avcı iseniz dönemsel olarak yapılan kampanyaları, şenlikleri, indirim günlerini takip edip çok da uygun fiyatlara çok da güzel kitapları almak mümkün. Bunun en önemli yollarından biri karşılaştırma yapmak. Tecrübe ile sabittir ki, listeniz için 3 ilâ 5 internet kitapçısı dolaştığınızda yaklaşık yüzde 15-20’lik bir tasarruf sağlayabiliyorsunuz. Henüz bu yazı taslak aşamada iken öğrendiğim bir alternatif daha var ki, o da size internet üzerinden kitap satışı yapan kitapçıları tarayarak karşılaştırmalı fiyat bilgisi veren bir site mevcutmuş: kitapmetre.com bunlardan biri…

Bir de kütüphaneler var.

Halk kütüphaneleri!

Anadolu şehirlerinin pek çoğunda aradığınız bulabileceğiniz kitapları bünyesinde barındıran bir kitapçı ya da sahaf bulmanın çok da gerçekçi olmadığını bilerek değerlendirelim konuyu. Kütüphanelerin kullanışlılığı, koleksiyonu, koleksiyonu oluşturan, kütüphane için kitap seçen ve alan kişilerin yetkinliği, vizyonu gibi konuları tartışmak bir yana halk kütüphaneleri bence önemli bir kaynak.  Ve aslında hızlı yaşama bir virgül koyup kafamızı içeri sokabilirsek ne kadar güzel ve görece yeni kitapların okura sunulduğunu görmek mümkün. Sessiz konuşan kütüphane görevlileri, elinde termosu ile gelip gün boyu kitap okuyan gençler, sessiz sedasız devireceği dağlar, çizeceği yeni dünyalar için ilk adımını atan küçük okurlar…

Bu küçük okurları görünce ayrı bir umut duyuyorum geleceğe karşı.

Kitapları seven, hisseden ve içlerindeki muhteşem dünyaya adım adım dahil olan küçük okurlar aslında çok büyük insanlara dönüşüyor iç dünyalarında. Ancak ne yazık ki ezberlediğin ölçüde başarılısın diyen eğitim sistemi ve kitap okumadan öğrencilerinden kitap okumasını bekleyen-isteyen öğretmenleri (okuyan ve okumayı teşvik eden az sayıdaki öğretmeni tenzih ederek) gelecek nesli özene bezene örselemekten vazgeçmeyecek kadar dirençli…

Buna rağmen umutluyum…

Küçük okurlardan, elbette!

Üniversite kütüphaneleri de var elbette, her şehirde en azından bir üniversite bulunduğunu düşünürsek bu mekânlar da önemli birer kaynak sağlayabilir diyeceğim ama emin olamadığım konularda konuşmak, yazmak konusunda temkinliyim!

Peki ya e.kitaplar?

Bu konuda çok bir şey bildiğimi ve tecrübe ettiğimi söyleyemem. Tabletimde birkaç tanesi yüklü ve depolaması illâ ki çok daha kolay. Ancak ben eski tip (!) okurlardan olduğumu düşünüyorum. Yıllar sonra çizmeyi, not almayı başarabildiğim (bu konuda anmam gereken bir kitap var. Lâkin bu mevzu da diğer mevzuların, bibliyofillerin ve kendilerine has yaşantılarının kapısını aralayacağı için sadece selam verip geçeyim: Benim Kitaplarım) kitaplarımı hissetmeye devam etmek, öncelikli tercihim. Ancak tabi bu konuda yazılmış önemli eserlerden birine de değinmeden geçmek olmaz…

Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın
Jean-Claude Carriere & Umberto Eco / Can Yayınları

9789750711848

Kitaba Göz Atmak isterseniz İlk 22 sayfalık kısım şurada yer alıyor.

Özetlersek, eğer iyi bir okursanız kitabı nasıl ve ne zaman ucuza alabileceğinizi bilmeniz görece çok daha kolay…

“Bir okur kitapları pahalı bulmaz…” diyor Murat Menteş. “Eğer okur isen kitaplar ucuz. Ama bir kitabı arıyorsan, diyelim ki Murakami’nin yeni çevrilen kitabını ucuza bulamazsın…” diye ilave ediyor.

Eğer yeni yayımlanmış bir kitabı hemen edinmek istiyorsanız, kitap fuarlarını ve internet üzerinden satış yapan sitelerin kampanyalarını takip etmiyorsanız elbette ki kitaplar ucuz değil!… 

Bir parantez açalım: Burada not edilmesi gereken istisnalar da var. Örnekse Pandora gibi, Babil gibi internet kitapçıları tüm yeni çıkan yayınları yüzde 10 ilâ yüzde 25 arasında indirimli satıyor…

Bu arada yeni ve güncel bir okumayı da araya sıkıştırayım. Kitap sevmek isteyenlere demiş Serdar Kuzuloğlu ama halihazırda sevenlere de güzel notlar var: Kitap ‘sevmek isteyenlere’ birkaç tavsiye

Son Söz: Kitaplar gerçekten pahalı mı yahu?!

Boşver o zaman kitapları. Dinle bak, Bulutsuzluk Özlemi ne diyor:

                “çay-sigara, çay-sigara; lagara lugara…”

Şimdi havalı olan buraya videoyu koymak ve sizin tıklayıp bu şarkıyı dinlemeniz-izlemeniz. Ama WordPress diyor ki, böyle havalı işler yapacaksan aç bakalım kesenin ağzını…

Görelim paraları!

Ah şu Kapitalist Dünya, ben burada videoyu karekodla yayımlarım, sana vereceğim parayı da gider yeni kitaplara yatırırım.

Lagara Lugara

Hadi o zaman size mutlu, kitaplı, çaylı, kahveli, sigarasız, alkolsüz günler…

Reklamlar