Hayat Yavaşlayınca Güzel…

İçinde bulunduğumuz çağa ilişkin tanımlamalar farklı farklı olsa da neredeyse tüm tanımlamalar bilginin ve hızın ortak paydasında buluşuyor.

Zaman farklı bir biçimde ve boyutta tanımlanıyor ve ‘zamanı anlamak’ daha da güç hale geliyor. Herkes [Herkez değil, Herkes! Dikkat: Bu günlüğün yazarı Türkçe konusunda takıntılı bir kişidir ve resim-fotoğraf kavramları başta olmak üzere birbirinin yerine kullanılan lakin kullananların ağzına biber sürülmesi gerektiğine tutkuyla inanan birisi olarak bay-baylaşmaz, bay-baylaşanlara hoş-bakmaz!] çok meşgul, herkes çok yoğun…

Zaman delicesine bir hızla akıyor, bedenlerimiz ve ruhlarımız birbirinden hızla ayrışıyor. Tam uykuda bir araya geliyorlar ki yine çok hızlı bir biçimde güne başlıyor, genellikle kahvaltı yapmadan yollara düşüyor, bir poğaça, bir çay ile geçiştiriyoruz mutlulukla doğrudan ilişkisi olan kahvaltıyı.

Gün içinde bolca zaman harcıyoruz çokça paylaşılan sosyal medya hesaplarında. Ellerimizde bizden daha az akıllı cep telefonları ile sosyalleşmekten bir hâl oluyoruz. Ve ne yazık ki öyle hale geliyoruz ki asansörlerde bile ya cep telefonuna bakmaktan komşumuzun yüzüne bak(a)mıyoruz ya da komşunun yüzüne bakmamak için akıllı ve dokunmatik ekranlarımızla oynaşmaya devam ediyoruz.

Buna karşın, ironik biçimde komşumuzu sosyal medya hesaplarından takip ediyor, iletilerini ‘like ediyor’, hayırlı kandiller mesajlarını ‘forward’lıyoruz!…

İğneyi kendime de batırabilirim 🙂
Umarım & Sanırım!…

IMG_20161219_203506

Benim de çoğunuz gibi telefonumla aram iyi, itiraf ediyorum çok iyi. Aramızda çok iyi bir elektrik var, seviyoruz birbirimizi. Eskilerin deyimiyle pek sevişiyoruz…

Tüm bu çelişkili gerçeklere karşın hayatın sosyal medyada yansıdığı kadar ışıltılı olmadığını da gözardı etmeden bir anlamda dijital bir hafıza oluşturmak, abartısız birkaç koliye sığan yarım kalmış yada hiç kullanılmamış defterlerime karşın burada bir alan oluşturmaya niyet ediyorum…

Bu niyetimin altında içten içe yanıp tutuştuğum ‘yavaşlama’ isteği var!

Herkes gibi ben de Afyon gibi küçük bir Anadolu şehrini bile kalabalık ve hızlı buluyor, bir sahil kasabasına yerleşmek, organik tarım yapmak, solucan gübresi üretmek ve kitaplarımı yazmak istiyorum. Buna karşın ilk fırsatta işler bahane, soluğu büyük bir şehirde alıyorum.

Popüler bir ifade ile özetlersek: “Herkesin hayaline hiç kimse karışamaz”

M. Serdar Kuzuloğlu, nam-ı diğer İnternet Ekipler Amiri 10 Temmuz 2017 tarihinde Twitter hesabına, şu notu düştü.

@mserdark: Bu devrin en büyük fantezisi ‘münzevi bir hayat’. Fiziken, ruhen, aklen.

Bu hakikaten gerçekleştirilmesi nerdeyse imkânsızlaşan, imkânsızlaştırdığımız buna karşın hepimizin delicesine arzuladığı bir fanteziye dönüştü.

Peki bu süreçte ne yapabilirim ben diye düşünmeye başladığım anda aydınlanıverdim.

IMG-20170319-WA0017
Aydınlanma anı!…

Ba(ğ)zı sosyal medya paylaşımlarımın ‘zaman’ (tüneli) içinde kaybolup gittiğine, geri dönüp ulaşmanın kolay olmadığına kâni olunca ve belki de kendimi yazarak çok daha iyi ifade ettiğim gerçeğini bir kez daha kavrayınca dijital ortamda yazma eylemi ile ilgili ‘küçük bir adım’ atmaya karar verdim. İtiraf etmek gerekirse düzenli olarak haftada bir ve hatta mümkünse iki paylaşım yapmak istiyorum.

Biliyorum ki sadece istemek yetmiyor!…

Harekete geçmek lazım!

İtiraf ediyorum ki, ben hiçbir zaman düzenli olarak günlük tut(a)madım.

Teorik olarak bunu basit bir planlama kotarmak  mümkünse de pratik hayatta bu teorinin işlemesi ne kadar mümkün, bunu zaman içinde göreceğim, takip ediyor olursanız birlikte göreceğiz.

 

Reklamlar